Kafaya Takılanlar

Çocuk sahibi olma ehliyetine ne dersiniz?

Bir arkadaşım annesine “Çocuk sahibi olma ehliyeti olsa, ne sana ne de babama bunu verirlerdi” diye isyan etmişti. Baba açısından bu görüşü onaylamakla birlikte annesi açısından çok gaddarca bulmuştum bu çıkışı. Ama adil olmak lazım hangimiz en azından sokaklarda dilenen çocukları gördüğümüzde buna benzer bir şeyi aklımızdan geçirmiyoruz ki? Buna devlet de dahil. Lakin onun düşünüş biçimi biraz tuhaf.

Devletin de kafa karışık

Devlet diyor ki; ben anasız babasız, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda kalan çocukları, petshoptan hayvan satar gibi herkese evlat olarak veremem. Niye diye sorarsanız cevabı basit; herkes ana baba olamaz ki. Nasıl önüne gelen herkese emanet edebilir ki o sübyanlar. Doğru mu? Kesinlikle.

Gerçekten Kurum’dan bir çocuğu evlat edineyim derseniz haklı olarak konulmuş bir çok kritere uyup uymadığınıza bakılır. Çok zordur bu süreç. Şimdi birlikte hayal edelim. Çocuk evlat edinmek isteyen bir çift devlete başvuruyor. Devlet de inceledikten sonra bu çiftin çocuk için uygun olmadığına, başka bir ifade ile çocuğa analık babalık yapamayacağına kanaat getiriyor. Kafada en ufak bir soru işareti olsa vebali büyük.

Evlat edinemezsin ama doğurarak bir çocuğun hayatını dilediğin gibi mahvedebilirsin. Özgür bir ülkedeyiz sonuçta…

Ben de diyorum ki, madem bir takım insanların, “çocuk emanet edilemeyecek kadar” kötü ya da yetersiz olduğu tespit edilebiliyor, neden onların çocuk sahibi olmaları yasaklanmıyor? Aranan bu objektif kriterler her çocuk sahibi olmak isteyen çifte neden uygulanmıyor? Sonuçta hiçbir çocuk ağaç kavuğundan çıkmıyor.

Muhtemelen bu öneri karşısında doğurganlık özgürlüğüne müdahale edilmesini istemeyenler; sen özgürlük düşmanı mısın? İnsanların çocuk sahibi olmalarına nasıl müdahale edersin? Üstelik Cumhurbaşkanımız yıllardır en az 3 çocuk diye bas bas bağırıyor. Sağır mısın yoksa kominist mi? gibi bir tepki ile karşılayacaklardır bu düşüncemi.

Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın adı araya girince nedense bir duraklama geliyor, bir frenleri sıkıyorum. Yani devletin başı, herhalde benim düşündüğümü o da düşünmüştür. Bir sürü şeyi tartıp ince eleyip sık dokuduktan sonra ülkemizde doğurma seferberliğini başlatmıştır. Ama şeytan dürtüklüyor yine; ve ben bir daha soruyorum, o zaman çocuk görünürde yani resmi olarak bir aileye sahipse, anasının babasının mülkü mü oluyor?

EYYY ŞAPKACI, EYYY DELİ ŞAPKACI, HADDİNİ BİL

Muhterem cumhurbaşkanımız ile tanışma şerefine nail olmadım, ama karşıma otursa, haşa huzurdan ben onun karşısına otursam, sürme haşa heyecandan laflarım karıştı, anlayın işte huzuruna çıkıp böyle sorularımı arz etmeye devam etsem sinirlenir miydi? Sanırım evet

“EYYY ŞAPKACI, EYYY DELİ ŞAPKACI senden öğrenecek değiliz özgürlük meselesini. Haddini bil. Biz sanki düşünmüyor muyuz çocukların iyiliğini? Eğer ana baba bir kötülük yaparsa karşılarında beni bulurlar. Hem onları cezalandırırım, hem de çocuğu Çocuk Esirgeme Kurumu’na alır bakarım. Yeter ki herkes en az üç çocuk sahibi olsun. Hatta “Sen sayımızı mı azaltmak istiyorsun yoksa?” diye de sorabilir hani.

Valla ne deyim bu konuşma hayali olsa bile ürperdim. Kendileri haklı; çocuklara kötü davrananların karşısında o olduğunda, bunu idrak eden hiçbir aklı selim bırak istismarı sesini bile yükseltemez bebelere.

Ayrıca Cumhurbaşkanımızı kızdırmaktansa, hem de samimiyetimi göstermek için; yarından itibaren çocuk yapma çalışmalarına başlama kararı aldım.

Ama yine de hala tam olarak aklıma yatmıyor.

Muhtemelen psikolojinin en temel konularından birisi olan “algıda kıtlık sendromu” yaşıyorum. Bir yandan da kulağıma nedense “sus ulan deli, eceli gelen köpek cami duvarına işermiş bilmiyor musun?” minvalinde fısıltılar geliyor. Allah Allah iyi saatte olsunlar. Bu sıralar in, cin meselelerine çok karıştık. Tövbeee.

Doğruların efendisi Müge Anlı’ya da bir sorsak, olmaz mı?

Bu nedenle aklıma güzel insan Müge Anlı’ya danışmak geliyor. O değil mi ki Palu ailesi gibi garip oluşumlar içinde çocukların çektiği eziyetleri ve hatta ölümleri belgeleyen ve beraberce lanetlememize neden olan. Ve mesele çocuk olduğunda adeta kaplana kesilen.

Ama onca manyakla uğraşmaktan bana sıra gelmez. Onun için gözlerimi kapıyorum ve onun hissetmesini umarak içimden “onca aile içi çocuk istismarı olayına şahit oldunuz, hiç mi aklınızdan geçirmediniz çocuk sahibi olma ehliyetini ? Her önüne gelen çocuk yapmamalı, değil mi? diye soruyorum. Tabi bir cevap gelmiyor.

Belki bir kesim bilmiyordur bu uygulamayı; adı rabıta. Babannem rahmetli, bir karar almadan önce gözlerini yumar rabıtaya geçer ve şeyhinden cevap alırdı, ya da o öyle söylerdi. Çok takılmışımdır ona. Hele rabıta süresi uzarsa, ooo babaanne sohbet koyu galiba bugün bitmiyor bu rabıta, sırada bekleyenleri bir düşün ayıp ediyorsun diye

Tabi babaannem sen ne anlarsın, itikatın eksik senin derdi ve başlardı nasihata. Haklıymış kadın bak kuramadım rabıtayı.

Halbuki beklediğim sadece bir evet cevabıydı; Müge Anlı hazretlerinden…

Mesele çocuğun özgürlüğü

Açık söyleyim, konunun anne ve babanın cinsel yaşamı ya da doğurma özgürlüğü ile ilgisi yok. Özgürlük ağır laftır, herkes o lafı söylemenin getirdiği yükünün altına giremez. Bencillikle özgürlüğün arasındaki kırmızı çizgiyi takip etmek zordur. Bu nedenle özgürlük her ağıza yakışmaz. Hatta kimilerinde iğrenç durur. Ama bu özgürlük meselesidir. Fakat çocuğun özgürlüğü.

Çocuk bireydir, toplumun karşısında da, hoşunuza gitmese de bizzat kendi ailesi karşısında da. Ve her bireye saygı duymak boynumuzun borcudur. Onlar, en çok zarar görmeye açık varlıklardır. İş işten geçtikten sonra kişileri cezalandırmak da, aile tadını kötü de olsa damağında bir kez bile hisseden çocuğu ailesinden koparmak da çözüm değil. Kendi yarattığımız paradoksta çocukları öğütüyoruz anlayın bunu. Nasıl mı öğütüyoruz, somut vakalara bakın.

Çocuk eğer imkan bulur da kolluk kuvvetlerine ulaşabilirse; devlet, aile içi cinsel istismara, şiddete, ya da diğer istismar türlerine maruz kaldığında heybetini gösteriyor. Ya da o çocuk erişkin olup hem kendine hem de kamuya zarar verdiğinde hapse atarak devreye giriyor. Emin olun dostlarım, bugün cani, suçlu ya da toplumun lanetlediği insanların çoğunun geçmişi berbat bir aile tecrübesi ile örülüdür.

E o zaman neden herkes çocuk sahibi olabiliyor?

Ben bir babayım

Ben aileden yana pek çoğuna göre şanslı sayılabilecek biriyim. Bu nedenle zannetmeyin ki aileme olan hıncımdan bunu yazıyorum. Ama kendimi şanslı olarak kabul etsem bile hayatımda yaşadığım bir çok problemin, ne fiziksel ne de manevi şiddet görmesem bile, babamla olan ilişkimden kaynakladığını söyledi psikoloğum. Beni de ikna etti.

Ve eşinden ayrılmış olan bir babayım. Ama ayrılmak istemedim. Kızımın annesine çok bayıldığımdan değil; onun, gözümün önünde büyümesini görmek, kendi hayatını kuracağa zamana kadar tek bir anını bile kaçırmamak için. Çok bencilce belki. Bunu tüm samimiyetimle kızımın annesine de söyledim. Hatta biraz fazla samimi; çünkü kızım için sana bile katlanırım cümlem aramızdaki son dialog oldu. Beni evden attı.

Öyle demese miydim? Ama psikoloğum ne hissediyorsan onu söyle mutlaka artık dedi ve beni yine ikna etti. Yalan değil, kızımı bir dakika fazla görmek için ona bile katlanırdım.

Ben yeni bir hayata başladım doğal olarak ve çocukları çok seviyorum. Elimde olsa hadi futbol takımı değil ama bir basket takımı kuracak kadar çocuğum olsun isterim. Cumhurbaşkanımıza yalakalık olsun diye söylemiyorum, oldum olası böyleydim.

Ama şunu düşünüyorum. Tamam 5 değil 10 çocuğum olsa hepsine yetecek kadar sevgi var bende lakin bu sevgiyi onlarla paylaşabilecek kadar imkanım olacak mı? Paradan bahsetmiyorum. Onlarla bir baba olarak yeterince ilgilenebilecek miyim? Ben göçüp gittiğimde arkamdan babamla şu yapardık, şurda çok eğlendik ondan şunu öğrendim onu çok özlüyorum vs. diyebilecekler mi?

Kısacası baba olmanın hakkını verebilecek miyim?

Tam bunlar kafamdan geçerken televizyonda bir haber geçti. Allak bullak oldum. Daha önceden de duyduğumuz sıradan haberler ama bunu düşünürken habere denk gelmesi otur yaz oğlum bu bir işaret dedirtti bana. Sanırım biri rabıtaya geçti benimle, yoksa Müge Anlı mı?

4 eş 56 çocuk ve 300 torunla bayramlaşmak

Haber bu durumun zorluğuna odaklanmış. Haber kanalına göre örnek olayda sorun mekansal. Baş aktör ki cebinde birkaç kimlik taşıyor baba, eş ve dede gibi, 361 kişiden oluşan atom çekirdeği ailesi ile nerede bayramlaşacak?

Sonra sorunun çözüldüğünü söyleniyor haberde de içim rahatlıyor. Yoksa bayram rezil olacaktı benim için.

Avluya çıkmışlar ama avlu dediğin devasa bir alan. 360 kişi ip gibi sıralanmış, Baba/dede/eş de bir devlet adamı edasıyla hızlı hızlı tek tek hepsinin elini sıkıyor. Çok da ciddi. Araya ben karışsam fark etmeyecek eminim.

Tüm torunlarını tanımasına imkan var mı? Sanmıyorum. Peki ya 56 çocuğunu?

Ne dersiniz?

Sizin ne diyeceğinizi bilmiyorum ama bir dostumun sözünü yazmadan bu yazıyı bitiremem: Bir çocuğun gözlerine bakarak, cümle kurmadan onu ne kadar sevdiğimizi anlatamıyorsak anne babalığımızı orda terk edip önce kendimizi eğitmemiz gerekir” (Yeşil Hanım – 5 çayı çetesinden)

Print Friendly, PDF & Email

3 Yorum

  • Tuğba

    Yazdıklarınız defalarca geçmiştir aklımdan. Hak etmeyenler çocuk sahibi olmasın hükmü zaman zaman çok haklı gelmiştir. Eziyet etmek üzere çocuk doğuracakların doğurma özgürlüğünü de savunamam. Ama çocuklar açısından baktığımda kafam karışıyor. Dünya tarihine dönüp baksak; dahi denilen sanatçıların, bilim ya da devlet adamlarının kaçının ailesi çocuk ehliyeti alabilirdi? Ehil olmayan bir ailede büyüyenler; “Keşke hiç doğmasaydım” mı diyor yoksa “Her şeye rağmen yaşamak güzel” mi diyor? Çocukların yaşama hakkını ellerinden almak yerine aile içinde bile güvenliklerini sağlayacak bir düzen mi kurmalı? Dedim ya kafam karışık. Bunlar da benim aklımdaki deli sorular…

  • deli şapkacı

    Tuğba Hanım, ben de tam olarak sizin gibi insanların aklından geçen o düşünceyi yakalamaya çalıştım. Ama ben, eğer sizi doğru anlamışsam, çocukların yaşamlarının elllerinden alınması yani kürtajı bir çözüm olarak önermiyorum. Hamileliğin erken dönemi dışında yapılan kürtaj, hukuki olarak demiyorum ama ahlaken cinayetten başka bişey değildir.
    Burada dikkati çekmeye çalıştığım husus çocuğun birey olduğunu unutmamız. Sanki her ailenin istediği şeyi yapma hakkına sahipmiş gibi bir algı var. Benim itiraz ettiğim bu. Evet hiç şüphesiz çocuk ailenin en güzel ve önemli unsuru ama bundan daha önce bir “kişi” her birimiz gibi. Bu nedenle çocuğu en az diğer kişilere karşı koruduğumuz gibi ailesine karşı da korumak zorundayız. Bunun en iyi yolu da çocuğu korumaya muhtaç konuma düşürmeden müdahale etmek.
    Devletin burada yapması gerekenler şunlardır demek çok kolay değil. Bunun farkındayım. Ama kendimce önerlerim de var elbette. ilerleyen zamanlarda konuşuruz.Ama önce size sormak isterim; sizin kafanızda bir öneri var mı? Tartışabiliriz.
    Ayrıca minik bir not: bir insanın, zamanında hepimiz gibi çocuk olan bir erişkinin “herseye rağmen yaşamak güzel” demek durumunda kalması iyi bir şey mi? Dünyanın en muhteşem sanatçısı olsa bile.

  • Tuğba

    Deli Şapkacı Bey, (biraz tuhaf bir hitap şekli oldu ama :)) bir işi yaparken işin sonucunu etkileyecek parametrelerin hepsini hesaba katarak eldeki imkanlarla olabilecek en iyi ve uygulanabilir metodu seçmek bende alışkanlık olmuş (mühendis olmaktan kaynaklanan mesleki deformasyon denebilir). O yüzden çocuk sahibi olma ehliyeti gibi bir uygulamayla kürtaj aşamasına gelmeden çocuk doğumunun kontrol edilmesi bana pek uygulanabililr gelmedi. Ama belki doğumdan sonra bu ehliyet verilebilir. Çocuk dünyaya geldikten sonra anne babalara zorunlu bazı eğitimler verilip, çocuğa uygun bir yuva sağlayıp sağlamadıkları takip edilebilir. Evlat edinirken olduğu gibi. Uygun bulunmayanların çocukları devlet korumasına alınabilir. Bunun sosyolojik ve psikolojik etkilerini işin uzmanları araştırmalı tabii ki. Bu işin kolay kısmı. Zor kısmı ise ailelerin çocuğu bir birey olarak görebilmesinin sağlanması. Maalesef erkeklerin çoğunluğunun kadını sahip olunan bir mal gibi gördüğü bir toplumda yaşıyoruz. Ayrıldığı eşini öldüren erkeklerdeki anlayış bu. Aldığınız bir araba ; “Senin sahipliğini beğenmiyorum, artık senin araban değilim” diyebilir mi? Kadın da diyemez. Derse, nasılsa erkeğin malı ve erkek malına istediğini yapar. Bu muameleye maruz kalan kadınlar da çok yazık ki çocuklarını mal olarak görüyor. O anlayıştaki erkek için zaten çocuk kadının eşantiyonu. Bu döngü nasıl kırılır bilmiyorum. Bazı çözüm yolları aklıma gelse de hiç biri bu kanayan yaraya ilaç olabilecek yeterlilikte değil.

%d blogcu bunu beğendi: